Selçuk Özdağ sordu Galip Öztürk FETÖ'yü anlattı

Fethullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz’dan önce tehdit ettiği işadamlarından biri olan Galip Öztürk, AK Parti Manisa Milletvekili ve Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonu Doç. Dr. Selçuk Özdağ’ın, “Bu yapıya karşı yardımı kesince tehdit edildiğinizi ve çeşitli baskılara uğradığınızı söylüyorsunuz. Sadece siz miydiniz bu yapıya kafa tutan kişi?” sorusuna, “Orta ve üst düzey para kazanan tüm iş adamlarımızın minimum yüzde 80'ine, belki daha fazlasına nüfuz etmiş durumda olduklarını biliyorum. Çünkü ben bunlardan sadece bir tanesiyim. Her yöntemle para alıyorlardı. Eğer 17-25 Aralık’ta dahi bu kadar güçlü olduklarını bilseydim, 350 tane generalin yaklaşık 200 tanesinin bu örgütün paşası olduğunu, generali olduğunu bilseydim belki ben de konuşmayabilirdim, biraz kenarda durabilirdim. Yani, kahraman falan değilim ama millî bir insan, bir iş adamıyım” diye cevap verdi.

FETÖ'nün orta ve üst düzey para kazanan tüm iş adamlarının minimum yüzde 80'ine, belki daha fazlasına nüfuz ettiğini belirten İşadamı Galip Öztürk, AK Parti Manisa Milletvekili ve FETÖ Darbe Girişimi Meclis Araştırma Komisyonu Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ’ın terör örgütü ve yapının işadamlarına yönelik yürüttüğü uygulamaları hakkında sorularını cevaplandırdı. Özdağ’ın, “Türkiye’de büyük iş adamlarının da size uyguladıkları metotlarla karşı karşıya kaldığını söylediniz. Acaba bu adamlar korkularından dolayı mı sustular, yoksa hakikaten bu yapıdan ciddi bir şekilde rant mı devşiriyorlardı? Yani alan memnun, veren memnun muydu? O nedenle mi yürüyorlardı? Sorusunu, "Türkiye'deki orta ve üst düzey para kazanan tüm iş adamlarımızın minimum yüzde 80'ine, belki daha fazlasına nüfuz etmiş durumda olduklarını biliyorum. Çünkü ben bunlardan sadece bir tanesiyim. Her yöntemle para alıyorlar. Kestiğimiz kurbanın derisinden de para alıyorlar, ihaleden de para alıyorlar. Birçok iş adamımızın burada veya mahkemelerimizde olamayışı, gerçek yüzlerini ortaya koyamayışı tamamen hala korkuya dayalı veya bir ihalede kendilerinden aldıkları destekle alakalıdır. Ben bugüne kadar bu yapı ve benzeri hiçbir yapıdan destek almadığım için karşınızdayım. Bana göre, Koç ve Sabancı grubu dahil herkesin bunlara bir şekilde destek olduğunu, bunların bize, bizim ülkemizin milli değerlerine verdiği zarara bedel ödediğini hep beraber göreceğimizden hiç şüphem yok. Millî bir insan, bir iş adamı olarak memleketten gelirken Samsun’dan hiçbir şey getirmediğime göre, Samsun’a da bir şey götürmeye niyetli olmadığımı düşünerek bu yapıya karşı biraz diklendim, dik durdum yani diklenmeyeyim dedim. Bu sınavı geçtim, huzurlarınızda bunları anlatma fırsatı buldum" şeklinde cevaplandırdı.

İŞADAMLARINI HEM KORKUTTULAR HEM DE PARALARINI ALDILAR

Meclis Araştırma Komisyonunda İşadamı Galip Öztürk’ün dershaneler konusuna da değindiğini ifade eden Özdağ’ın dershanelerle ilgili ilgili kanun teklifi hazırlanırken arka planda çalışan bir Milletvekili olduğunu belirtmesinin ardından “Bu yapının himmet toplamak üzere baskı yapmış ve kumpasına uğramış birisi olarak hâkim, savcı, avukat ve suçlu muamelesi yapılan mazlum kişiler dörtgenindeki rüşvet, himmet kumpası hakkında ne söyleyebilirsiniz?” şeklinde yönelttiği soruyu cevaplandıran İşadamı Öztürk dershaneleri ihtiyaç olarak gördüğünü ancak ekonomik güç kazanmak için devlet karşıtı bu ve benzeri yapılarında dershane ve özel okul yatırımında bulunabileceğinin unutulmaması gerektiğini ifade etti. FETÖ imamlarından Ahmet Kara'nın, Afrika'da yapılacak bir okul için örgüt adına kendisinden 8 milyon dolar para talebinde bulunduğunu aktaran Öztürk, "Ahmet Kara beni ikna etmeye çalıştı. Artık benim de Türkiye'de hızlı büyüyen yapıda bir iş adamı olduğumu, kendilerine bu konuda sorgulamadan yardım yapmamın daha doğru olacağını söyledi. Ben bunlardan daha fazla şüpheler duymaya başladığımda polisten baskılar, tehditler almaya başladım." ifadesini kullandı.

15 Temmuz’dan önceki dönemde FETÖ'nün Samsun İmamı olan Bilal Karaduman ile görüştüğünü kaydeden Öztürk, Samsun Canik Başarı Üniversitesinin kaba inşaatının bedeli olarak 4 milyon 650 bin lirayı vermesi karşılığında herhangi bir sıkıntı yaşamayacağının kendisine söylendiğini belirtti. Daha sonra da kendisinden İstanbul İstinye'de 6,5 milyon lira tutarında bir okul yaptırması talebinde bulunulduğunu ifade eden Öztürk, "Bu okulu inşaat şirketim üzerinden kendim yapmak istedim. Proje çalışması yaptırdım. O okulu da yurdu da yapmadılar. Bahçe düzenlemesi yaptırdılar bize." diye konuştu.

ÖZDAĞ ÖZTÜRK’E “HÜSEYİN GÜLERCE’Yİ NASIL BİLİRSİNİZ?”
“Anlattıklarınızdan hem bir yandan rüşvet var bir yandan himmet var bir diğer yandan da başka işler çevrildiğini görüyoruz” ifadesinde bulunan Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü, “Bir başka sorum ise, 31 Ekim 2016, beyanatınızda, “FETÖ’yle alakalı olarak ‘Ben itirafçıyım.’ diyenler çok çelişkili konuşup hiçbir şey söylemiyorlar. Bu örgütle ilgili o kadar çok şey konuşuyorlar ama hiçbir şey söylemiyorlar; sadece ama sadece konuşuyorlar. Örnek olarak söyleyecek olursak Hüseyin Gülerce, bakıyorum, çok fazla bir şey söylemiyor.” Bugünden geriye doğru baktığımızda itirafçıların fazla bir şey söylememelerinin sebepleri neler olabilir? Hüseyin Gülerce’nin niçin çok şeyler söylemediğini söylüyorsunuz ve siz bir şeyler mi biliyorsunuz Hüseyin Gülerce ve itirafçılarla ilgili?

HÜSEYİN GÜLERCE BİLDİKLERİNİ ANLATMIYOR
2011’in sonlarında Hüseyin Gülerce ile görüştüklerini ve yaşadıklarını kendisine anlattığını belirten Galip Öztürk, “Bu Hizmet Hareketi’nin polislerinin bana baskı yaptığını, ticari ilişkilerimi engellediğini, SPK’da dosyalarıma engel çıkardığını, yabancı ortaklıklarımıza Millî İstihbarat Teşkilatımız üzerinden kötü referanslar verdiğini, Hermes’ten çıkardığımız kredilerin Türkiye’den gelen raporlara istinaden ortadan kaldırıldığını, işte, Bulgaristan’da elektrik santrallerimiz var, turizm şirketlerimiz, otobüs işletmelerimiz var, herhangi bir bankayla, yabancı bankayla bile neden çalışamadığımızı araştırdığımızda, hep Türkiye’den gelen istihbaratlar yönündeydi ve bana da bunların sonunda bir operasyon yapma hazırlığı olduğu baskısı üzerimdeydi. Bu dönemde, Gökhan Gül bana bunu Hüseyin Gülerce’nin çözebileceğini, ona gidip bu konuları bir anlatmamız gerektiğini, bunları benim hak etmediğimi, üst düzeyin bilmediğini anlatmıştı bana. Yani, Sayın Hüseyin Gülerce’ye de ben Hizmet Hareketi’nin üst düzey idarecilerinden birisi olarak götürüldüm, derdimizi, meramımızı anlattık. Kendisi sohbet ettikten sonra da dedi ki: “Galip Bey, bu söyledikleriniz çok vahim. Yani, eğer biz bu noktalara gelmişsek ‘biz’ dediği, hizmet hareketinden bahsediyordu yani bu terör örgütünden- biz bu aşamalara gelmişsek o zaman yanlış işler yapıyoruz. Ben bunu bir araştırayım, soruşturayım. Sonra sizi de bir araştırayım, sizinle alakalı, geçmişinizle alakalı bilgileri alayım, sonra ben size döneceğim.” dedi. Hüseyin Gülerce ile bir süre sonra tekrar buluştuk, bana söylediği “Talip Büyük’ten de seni dinledim, ufak tefek sıkıntılar, seninle ilgili algılar oluşmuş ama bu bahsettiğin, sana baskı yapan, senin ticari faaliyetlerini engelleyen, yabancı ortaklıklarını engelleyen, ulusal ve uluslararası finans kuruluşlarına devlet adına rapor veren bizim polislerimiz değil.” dedi. “Yanlış olmasın hocam, devletin polisi niye uğraşsın? Ben millî bir iş adamıyım. Yani, sağcısıyla solcusuyla, benim yanımda ‘Ben komünistim’ diyen de var, ‘Kürdüm’ diyen de var, ‘Türküm’ diyen de var, ‘Milliyetçiyim’ diyen de var, ‘Muhafazakârım’ diyen de var. Ben millî bir iş adamıyım. Yani, neden devletin polisi benimle uğraşsın? Çünkü ben millî bir adamım, benim siyasi bir tarafım yok. Benim işim insanlara faydalı olmak, kazandığım paranın bir kısmını hayır işlerinde harcamak ve paylaşmak. Şu anda da 1.700 tane çocuğa grup şirketlerimden burs veriyorum. Korkuyorum ki bu burslardan da yargılanacağım eğer beni içeri alırsanız çünkü sizin imamlarınız ‘Bu bursların bir çoğunu, bir kısmını neden bizim üzerimizden vermiyorsun?’ diye de bana baskı yapıyorlar.” dediğimde “Olmaz öyle şey, bu Tayyip Bey’in polisleridir” dedi. “Ya, Tayyip Bey’in polisi olur mu kardeşim, Başbakanın polisi mi olur? Devletin polisi olur yani. Demek ki sizin, bunların içinde, Hizmet Hareketi’nin yani bugün –o gün benim örgüt olarak gördüğüm- sizin örgütünüzün polisleri var.” dedim. Hüseyin Gülerce, yorum katmam gerekiyorsa, o gün muktedir bir adam olarak konuşuyordu yani bir tarafın adamı olarak konuşuyordu. Bugün, 17-25 Aralıktan sonra ufak tefek çıkışlarında bakarsak sonraki dönemde dozunu düşürerek belli bir sistemin, belli bir tarafın adamı olmaya çalışan, kimin gemisi kalkarsa ona binmeye çalışan bir yazarımız olarak görüyorum. Yani, çok bilip çok konuşan ama bana göre Hüseyin Gülerce’nin bu örgüt, bu yapı hakkında hiçbir şey söylemeyen bir adam olduğunu düşünüyorum.

Haber17 Kasım 2016 Perşembe