Selçuk Özdağ'dan 'Azerbaycan milli yas günü' açıklaması

AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ tarihte kanlı Ocak diye adlandırılan 20 Ocak 1990’da Bakü’nün çeşitli bölgelerine giren Sovyet ordusu tarafından aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 150’ye yakın sivili katlettiği yüzlerce kişiyi ise yaraladığı Azerbaycan Yanvar milli yas günüyle ilgili açıklamada bulundu. Vatan için canlarını feda eden kahramanların tarih boyunca milletin kalbinde yaşamaya devam edeceğini belirten Özdağ, “Azerbaycan halkı korku hissini 20 Ocak günü ebediyen unuttu. Halk Sovyet ordusuna karşı çıkarak içindeki özgürlük aşkının hiçbir zaman ölmeyeceğini kanıtladı. Türkiye Azerbaycan’ın yanında olarak, insani değerlerin gereğini yerine getirecektir. Bu düşüncelerle Türk dünyasının bu konuya daha duyarlı olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor, katliamının 27. yılında hayatını kaybeden kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, Azerbaycan halkına ve ailelerine başsağlığı diliyorum” diye konuştu.

Emperyalist egemen güçlere ve sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı veren milletlerin tarih boyunca bağımsızlığını kazanma sürecinde zorlu dönemler geçirdiğini ve sömürgeci devletler tarafından çeşitli bahanelerle katliama uğradıklarını belirten AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, 20 Ocak 1990 tarihinde Bakü’de meydana gelen ve 150’ye yakın sivil vatandaşın katledilip yüzlerce kişinin yaralandığı Azerbaycan Yanvar milli yas günü nedeniyle açıklamada bulundu. Milletlerin bağımsızlık mücadelesi verirken tarihi hafızada iz bırakan acılar da yaşanmıştır diyen Özdağ, “70 sene boyunca çarlık dönemiyle birlikte başlayan ve Komünizmin getirdiği acı ve sürgünler içerisinde Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımsızlık mücadelesi veren 15 cumhuriyetten biri olan Azerbaycan’da da diğer Sovyet Cumhuriyetleri gibi 1980’lerin sonuna doğru bağımsızlık mücadelesine başlamış ve bu uğurda çok bedel ödemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak biz "iki devlet tek millet" olarak anıldığımız Azerbaycan'ın acısını yaşıyoruz. . Türkiye Azerbaycan’ın yanında olarak, insani değerlerin gereğini yerine getirecektir” dedi.

GORBAÇOV’UN TARİHİ HATASI AZERBAYCAN’A BÜYÜK BEDELLER ÖDETTİ
1980’lerden itibaren Sovyetlerin son dönem başkanı Mihail Gorbaçov tarafından başlatılan Perestroykave Glasnost politikalarıyla, üye cumhuriyetlerde yeni bir süreç ortaya çıkmış olduğunu belirten Özdağ, “Perestroyka ve Glasnost politikaları üye cumhuriyetlere bazı siyasi, ekonomik ve sosyal hakların verilmesini amaçlıyordu. Bu haklar, Sovyetler Birliği bünyesindeki toplumlarda uzun yıllardır dizginlenen milliyetçi akımların yeniden yapılandığı ve güçlendiği ortamın olgunlaşmasına hizmet etti. 2. Dünya Savaşı öncesi, Sovyetlere katılmış olan üç Baltık Cumhuriyeti, Letonya, Litvanya ve Estonya’da, Moskova’dan ayrılma talepleri dile getirilmeye başlandı. Sırayla diğer ülkelerde milliyetçi elitler oluştu. Aynı dönemde, Güney Kafkasya cumhuriyetlerinde de bağımsızlık için çeşitli girişimler tezahür etti. 1988 yılının Şubat ayından itibaren Bakü’de Moskova’ya ve Ermenistan’a karşı milliyetçi gösteriler düzenlenmeye başladı. Gösteriler, Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan’a verilmesi için yapılan nümayişlere ve Ermenistan’dan Azerilerin çıkarılmasına dönük düzenlenen eylemlere itiraz maksadını taşıyordu. Bu dönemde Güney Kafkasya’nın başka bir ülkesi olan Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te de Moskova’dan ayrılma talebiyle eylemler başladı. Tiflis’teki eylemler Sovyet askerlerinin 9 Nisan 1989 tarihli müdahalesiyle bastırılmaya çalışıldı. 1989 yılı Mayıs ve Temmuz aylarında Baltık Cumhuriyetleri’nin kendi bağımsızlıklarını ilan etmesi diğer üye devletlere de güç kazandırmış oldu. Ermenistan’da Azerilere karşı yürütülen etnik arındırmaya Moskova’nın tepki göstermemesi, Azerbaycan’daki bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. 1989 Temmuz ayında milliyetçi kesimleri bir araya toplayan ve Sovyetlerden ayrılmayı talep eden Azerbaycan Halk Cephesi kuruldu. 16 Ocak 1990 tarihinden itibaren sokaklarda Ermenistan’a ve bu ülkenin iddialarını müdafaa eden Moskova’ya karşı protestolar devam etmekteydi. Şehir girişlerine ve Azerbaycan’da bulunan Sovyet askeri üslerinin etrafına askeri birliklerin girmesini engellemek için barikatlar kurulmaya başlandı. Bu gelişmeler Moskova’yı harekete geçirdi. Mihail Gorbaçov, Sovyet Anayasası’nın 119. ve Azerbaycan Sovyet Anayasası’nın 71. maddelerini ihlal ederek, Bakü’de 20 Ocak tarihinden itibaren olağanüstü hal oluşturulmasına karar verdi. 19 Ocak 1990 gecesi, 35 bin kişilik Sovyet ordusu Bakü’ye üç farklı noktadan giriş yaptı. Savunma ve İçişleri Bakanlıkları ve Devlet İstihbarat Kurumu’nun birlikte hazırladığı Udar isimli bu harekâtta, ağır silahlarla donatılmış özel birliklere Kremlin’den Bakü’yü işgal et emri verilmişti” diye konuştu.

BATI DÜNYASI YAŞANAN KATLİAMA SEYİRCİ KALMIŞTIR
20 Ocak 1990 günü Gorbaçov’un emriyle başlayan askeri katliamdaki özel birliklerin genel olarak Rus ve Ermenilerden oluşturulduğunu ifade eden Özdağ, “Sadece bir gece içerisinde 150’ye yakın sivil öldürüldü ve yine yüzlerce kişi yaralandı. Yaşananlar ne kadar harekat diye adlandırılmış olsa da bir katliamdı. İçinde çocuk ve yaşlıların da bulunduğu sivillerin cesetleri Hazar denizine atıldı. Sovyetler Birliği tarafından gerçekleşen katliamın insanlık adına karanlık ve ayıplı 20 Ocak gecesinde yaşananları gizletmek için istatistik bilgilerde sadece 132 kişinin öldüğü bildirildi. Nitekim dönemin Sovyet Anayasası, ölü sayısının 150’den fazla olması halinde devlet başkanının değişmesini öngörüyordu. Dönemin Sovyet Savunma Bakanı Dmitriy Yazov; Moskova’nın aldığı kararın Azerbaycan Halk Cephesi’nin 19 Mart 1990 tarihi için planladığı seçimleri engellemek için olduğunu sonradan beyan etmişti. Mihail Gorbaçov ise bu katliamı, Azerbaycan’daki din temelli radikal akımları önlemek için yaptıklarını ifade etmişti. Batı Dünyası ise her zamanki gibi Müslümanlara yapılan bu katliamı Sovyetler Birliği’nin iç işi olarak görmüş ve seyirci kalmıştır. ağır sivil kayıplara yol açan bu müdahalenin Sovyetler tarafından istikrarı korumak ve etnik çatışmayı önlemek amacıyla yapıldığını yazılı olarak ifade etmişlerdir. Bu her şeyden önce batı dünyası adına bir utanç vesikası olarak kayıtlara geçmiştir” dedi.

ASKERİ KATLİAMIN SORUMLULARI HALA BİR CEZA ALMADI

Yaşanan katliamdan sonra İslam’ın ve Türk Dünyası’nın sancaktarlığını yapan Türkiye başta olmak üzere Pakistan, İran, Arap devletleri, Özbekistan ve Kazakistan ile beraber, bir kısım uluslararası teşkilatlar Sovyetlerin bu eylemini eleştirdiğini ve bağımsızlık için mücadele eden Azerbaycan’ın yanında yer aldıklarını beyan ettiklerini kaydeden Özdağ, “Yaşanan hadiseden sonra 17 Ocak 1992 tarihinde Azerbaycan Ali Sovyeti’nin Milli Şurası 20 Ocak tarihinin “Şehitler günü” olmasını kabul eden bir yasa kabul etti. Yasa’nın kabul edilmesiyle birlikte Katliamın yaşandığı 20 Ocak hem bir yandan milli yas günü olarak anılırken hem de aynı zamanda Azerbaycan’da Şehitleri günü olarak anılmaya devam etti. Yaşanan hadiseden yıllar sonra Mihail Gorbaçov da 20 Ocak olaylarıyla ilgili vermiş olduğu kararın, hayatının en büyük yanlışlarından olduğunu yıllar sonra itiraf etmiştir. Ama ne acıdır ki 27 sene geçmesine rağmen, 20 Ocak 1990 tarihinde adeta bir katliama dönüşen askeri harekâtın sorumluları hala ceza almamıştır” ifadesinde bulundu.

AZERBAYCAN TÜRKİYE, TÜRKİYE İSE AZERBAYCAN DEMEKTİR

“Tüm vatandaşlarımızı tarih şuuruna daha çok sahip çıkmaya ve tarihi daha fazla okumaya araştırmaya davet ediyorum” diyen AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü, “Haydar Aliyev’in “Bir devlet iki millet” ve Atatürk’ün “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir” sözleri iki kardeş ülke arasındaki dayanışmanın niteliğine işaret etmektedir. Bu dayanışma günümüzde de her geçen gün daha da kuvvetlenerek devam etmektedir. Türkiye'ye en ufak hadisede sözümona insanlık ve demokrasi dersi vermeye kalkan batı dünyası dün olduğu gibi bugün de bu katliamlara seyirci kalmaktadır. Biz Azerbaycan ile bir millet iki devlet olarak bu acıları hep birlikte yaşadık, birlikte üzüldük. 20 Yanvar Hüzün Günü’nde bütün Azerbaycan ve Türk Milletinin başı sağ olsun derken, bu katliamda hayatlarını kaybeden kardeşlerimize de bir kez daha yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Azerbaycan’da Karabağ’ın işgali de terörist bir faaliyettir yine Türkiye’de de yapılanlar terörist faaliyetlerdir. Gerek ekonomimize yapılanlar, gerekse canlı bombalarla ve suikastlarla Türkiye algısını negatife çevirmek için bu saldırıların hepsi terörist faaliyetlerdir. Hedefleri Türk ve Müslüman Dünyası’nın birlik beraberlik içerisinde hareket etmesini engellemek, Türkiye’nin daha güçlü ve söz sahibi olmasını engellemek. Batı Dünya’da sadece patron ve ortak biz olalım Türkiye, Türk ve Müslüman Dünya hep pazar olsun istiyor. Hayır, artık pazar olmayacağız, biz de ortak olacağız. Bunu da görünce Türkiye’nin, Azerbaycan’ın, Türk ve Müslüman Dünyası’nın başına sürekli bir bela salıyorlar ve kalkınmalarını engellemek istiyorlar. Ama Türk ve Müslüman Dünya’da artık bir uyanış var. Onlar da bu uyanışı tahammül edemiyorlar. Biz ‘Azerbaycan’la tek millet iki ayrı devletiz’ diyorduk fakat özüne indiğimizde biz ayrı değil aynı devletiz. Çünkü Azerbaycan Türkiye, Türkiye ise Azerbaycan demektir.”

Haber20 Ocak 2017 Cuma