Muhsin Yazıcıoğlu davasını aydınlatmak insani bir borçtur

Muhsin Yazıcıoğlu davasında takipsizlik kararı verilmesinin ardından Türkiye Büyük millet Meclisinde Basın toplantısı düzenleyerek alınan karar ve yaşanan süreçle ilgili değerlendirmede bulunan AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, “Hukukun verdiği kararlara saygılıyız ama bir kez daha ifade etmeliyim ki takipsizlik kararı başta şahsımda olmak üzere toplumun büyük bir kesiminde ve Yazıcıoğlu’nu seven, gönül bağı olan vatandaşlarımız arasında rahatsızlık yaratmış, vicdanları tatmin etmemiştir. Yazıcıoğlu’nun ölümünü aydınlatmak hem insanlık borcu hem de yanlış anlaşılmaları, haksız iddiaları bertaraf etmenin bir gereğidir. Yazıcıoğlu’nun ölümünü aydınlatmak ve davayı takip etmek; başka cinayetleri, suikastları, şüpheli kayıpları önlemek ve insanları sahipsiz, savunmasız bırakmamak için şarttır” diye konuştu.

AK Parti Siyasi Erdem, Etik Kurulu Üyesi, Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Büyük Birlik Partisi'nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, helikopter kazası ve davayla ilgili takipsizlik kararının ardından görüşlerini aktardı. Yazıcıoğlu’nun Sivas’ın Şarkışla köyünden dar gelirli bir ailenin çocuğu olduğunu ve tahsil hayatını hep birinciliklerle bitirdiğini kaydeden Özdağ, “Muhsin Yazıcıoğlu Ortaokul yıllarında Ülkü Ocaklarıyla tanıştıktan sonra 80 öncesinin sağ-sol kavga olaylarına karışmış ancak o dönemde bile her seferinde, ‘eller silah değil kalem tutmalı’ ifadesini kullanarak insanları konuşmaya, tartışmaya davet etmiş saygın ve örnek bir siyasetçiydi” dedi.

YAZICIOĞLU İDEALLERİNİ SİVASTAN MECLİSE TAŞIYAN BİR LİDERDİ
Yazıcıoğlu’nun 12 Eylül 1980 darbesinde cezaevine girerek 7,5 yıllık cezaevi yaşantısının 5,5 yılı hücrede geçirdiğini ve cezaevinden çıktıktan sonra yine büyük Türkiye ideallerinin peşinde koşmaya devam ettiğini belirten Özdağ, “Muhsin Yazıcıoğlu, Sayın Alparslan Türkeş’le tekrar siyaset yapmak lüzumunu hissederek 91 seçimlerinde ‘İdeallerini Sivas’tan Meclise taşıyacak’ sloganlarıyla Parlamentoda Milletvekili olmuştur. Daha sonra Sayın Türkeş’le siyasi konulardaki farklı düşüncelerinden dolayı ayrılarak Büyük Birlik Partisini kurarak 17 yıl boyunca Büyük Birlik Partisinin Genel Başkanlığını yapmış bir şahsiyetti. Bu süre içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok önemli kilometre taşlarına, çok önemli milatlara şahit olmuştur” dedi.

YAZICIOĞLU DEMOKRASİ, MİLLET İRADESİNDEN ASLA TAVİZ VERMEDİ
Muhsin Yazıcıoğlu’nun Demokrasiden, millet iradesinden, millet egemenliğinden hiç taviz vermemiş örnek bir siyasetçi olduğuna vurgu yapan Özdağ, “Sayın Yazıcıoğlu 28 Şubat döneminde dik durmayı başarmış, vesayetçilere meydan okumuş bir siyasetçiydi. Kendisinin sarfetmiş olduğu, “Türkiye İran, Cezayir olmaz ama Türkiye’yi de Suriye yaptırtmayacağız’ sözleri hala hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. 46. Paralel üzerinde ayrı bir devlet kurma gayesi olan egemen güçlere de meydan okuyarak, her zaman çekiş güç oylamalarında ‘Hayır’ oyu kullanmıştır. Sadece Türkiye genelinde değil yurt içi ve yurtdışında da idealleri, ülküsünden asla taviz vermeyerek önemli çalışmalar yürütmüştür. Türkiye Büyük millet Meclisinde Doğu Türkistan’ın yaşadığı insanlık dışı zulmü gündeme getirmiş omurgalı bir dil ve duruş sergilemiştir. 2009 yılında yine bir seçim çalışmasında helikopterle seçim miting alanına giderken helikopterin düşmesi sonucu şehit olmuştur. Bu konu o günden bugüne basını ve kamuoyunu yakından ilgilendirmeye devam etmiştir” diyen Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü;

YAZICIOĞLU TÜRKİYE SİYASİ HAYATINA DAMGA VURMUŞ BİR SİYASETÇİYDİ
“Yaşanan helikopter kazasından sonra bir kısım kaza derken bir kısım ise helikopterin düşürülmüş olduğu iddiasını savunmuştur. Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye siyasetine damgasını vuran önemli şahsiyetlerdendi. Onun siyasi hırsı, koltuk sevdası, mülke tamahı yoktu. Siyaseti gaye olarak değil inançlarına ve milletine hizmet etmek için bir araç olarak kullanmıştı. Hayatında hem omurgalı hem de barıştırıcı bir dil kullanmıştır. Bunları kullanmak bir siyaset adamı olarak oldukça zordur. ‘Biz hep birlikte büyük Türk milletiyiz asla ve asla etnik kökten değiliz’ ifadesini hayat tarzı olarak benimsemişti. Siyaset kurumu Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden sonra üzerine düşeni yapmaya çalıştı. O dönemde Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Büyük millet Meclisi Başkanı yaşanan hadiseden sonra bir araştırma komisyonu kurulması teklifinin kabul edilmesinde çok büyük gayret sarfettiler ve bu komisyon dört ay çalıştı. Kim ne biliyorsa kazayla ilgili hepsinin görüşleri alındı ve bu komisyonun çalışması dört ay daha uzatıldı. Ardından o dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu devreye sokuldu. Kurul tarafından da yine herkesin görüşüne başvuruldu ve özel yetkili mahkeme tarafından da bu dava takip edildi. Bende o dönemde ifade vermiştim ve ifademde kazanın olduğu sırada dört dakika ile altı dakika arasında Türkiye’nin o bölgedeki radarlarının çalışmadığını ve acaba başka yerlerden bu görüntüleri alabilir miyiz sorusunu sormuş ve konuyla ilgili çalışmanın yürütülmesini istemiştim. Avukatların ve yetkili görevlilerin çalışması sonucunda kazanın olduğu esnada ve kazanın ardından 4 dakika ile 6 dakika arasında bizim radarlarımız kapalıyken Sivas’ta ki radarların 150-200 metre uzağından F 16’ların geçtiği görülmüş ama bu helikopterin F 16’lar tarafından düşürüldü manasına gelmemesine rağmen bunların tespit edildiği açıklanmıştı. Hukuk süreci devam ederek nihayetinde takipsizlik kararı verildi. Takipsizlik kararının ardından tepkiler nedeniyle daha önce de dava yeniden görülmeye başlanmıştı. Son olarak yine bir takipsizlik kararı verildi. Takipsizlik kararı sadece beni değil toplumun büyük kesimini tatmin etmemiştir.”

BİLGİ VE BELGEYE SAHİP OLANLAR ASLA SUSMAMALI MUTLAKA KONUŞMALIDIR
Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 17 yıl birlikte siyaset yaptıklarını ve Yazıcıoğlu’nun öldüğü yıl Büyük Birlik Partisinde Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olduğunu belirten Özdağ, “Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün ardından Büyük Birlik Partisinden istifa ettim. Mahkemeler karar verirken dosyadaki delillere bakar. Kamuoyunda konuşulanların hiç bir önemi yoktur denilebilir. Ama eğer konuşulanlar somut gerçeklere dayanıyorsa kimse önemi yoktur diyemez. Yazıcıoğlu’nun ölümünü aydınlatmak hem insanlık borcu hem de yanlış anlaşılmaları, haksız iddiaları bertaraf etmenin bir gereğidir. Yazıcıoğlu’nun ölümünü aydınlatmak ve davayı takip etmek; başka cinayet, suikastları, şüpheli kayıpları önlemek ve insanları sahipsiz, savunmasız bırakmamak için şarttır. Unutulmamalıdır ki yargı ne karar verirse versin maşeri vicdan da kendince yargılama yapmakta bir karar vermektedir. Bu karar milli vicdanla da benim kendi vicdanımla da örtüşmemiştir. Bundan dolayı davada alınan kararla ilgili avukatların itirazları mutlaka olacaktır. Dava başka mahkemelerde görüşülsün diyerek çalışmalar yürüteceklerdir. Ama basın aracılığıyla bir kez daha sesleniyorum; kimin elinde bir bilgi, belge, duyum varsa mutlaka bunu paylaşmalıdırlar. Bu herkesin hem insani, vicdani hem de bir vatandaş olarak görevidir. Muhsin Yazıcıoğlu bu noktada kalmamalı ve yeni bir dava açılmalıdır. Ancak elinde bilgi ve belge yok ise de kimse konuşarak bilgi ve belge kirliliği yaratmamalıdır. Kazanın yaşandığı dönem ve ardındaki süreçte bazı kişiler yaşanan kaza ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden dolayı AK Partiyi suçlamışlardı. Özellikle 17-25 Aralık operasyonundan sonra bunun doğru olmadığını elinde bilgisi ve belgesi olanların konuşması, bilgisi ve belgesi olmayanların da bilgi kirliliği ve asılsız iddialarla kamuoyunu yanıltmaya çalışmamalarını istemiştim. Muhsin Yazıcıoğlu’nun 25 Mart 2009 tarihinde helikopter düştüğünde Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin öldüğünde konuşmayanlar niye 17-25 Aralık operasyonun dan sonra konuşuyorlar. Bu da dikkat çekici bir husus” ifadesinde bulundu.

Haber14 Temmuz 2016 Perşembe